İçeriğe geç

Kurtuluş Reçetesi – İyi Olmak

KURTULUŞ REÇETESİ – İYİ OLMAK

  1. Kuran’da ki Salih amel kavramıyla başlamak istiyorum. Salih amel işleyenler iyi işler yapanlar, onlar kurtuluşa erenlerdir…

“Salih amel” kavramı: eylemin niyetle birleştiği yer

Kur’an’daki “salih amel” kelimesi, genellikle “doğru, iyi, faydalı işler” diye çevrilir.
Ama kelimenin kökü “ıslah”tan gelir yani “bozuk olanı düzeltmek, dengeyi onarmak.”
Yani iyi insan, sadece kötülük yapmayan değil; düzeni, adaleti, dengeyi yeniden kurmaya çalışan kişidir.

Bu fark, çok derindir:

  • Pasif iyilik (kimseye kötülük yapmamak) değil,
  • Aktif iyilik (iyiliği yaymak, düzeltmek, onarmak)

Dolayısıyla Allah’a göre “iyi insan” sadece “masum” değil; dünyayı onaran insandır.
Ve bu, evrensel bir tanımdır dinden, mezhepten, dönemden bağımsızdır

2.“İyilik” Tanrı’nın doğasıyla uyumdur

Kur’an’da Allah “Rahman” ve “Rahîm” olarak tanıtılır.
Bu iki sıfatın özü merhamet, bağışlama, vericiliktir.
Eğer Tanrı’nın doğası buysa,
iyi insan Tanrı’nın bu doğasına uyumlu frekansta yaşayan insandır.

Yani iyi olmak, Allah’ın “yaratıcı ve merhametli” doğasına yaklaşmak anlamına gelir.
Bu yüzden iyi insan, Tanrı’ya benzeyen insandır
güçte değil, merhamette, adalette, cömertlikte.

 3. Dinler, yollar; ama “iyi olmak” yön duygusudur

Senin de dediğin gibi, insanlık dinleri doğru anlayamamış.
Ama belki de dinlerin hepsi birer harita idi, hedef değil.
Harita yıpranabilir, diller karışabilir ama yön duygusu değişmez:
İyilik yönü.

O yüzden “iyi insan”
– hangi dine inanırsa inansın,
– hatta hiçbir dine inanmasa bile
kendiliğinden doğru yöne yürüyen kişidir.

Bu, “fıtrat” denen kavramla da örtüşür.
İnsanın yaratılışında zaten “iyiliğe meyil” vardır;
yani Tanrı insanın içine kendi ahlakının küçük bir kıvılcımını koymuştur.
İyi insan o kıvılcımı koruyan, büyüten kişidir.

 4. Gerçek iyilik niyetle başlar, bilinçle olgunlaşır

Kur’an’da “Allah kalplerinize bakar” ifadesi vardır.
Bu, iyi niyetin önemini anlatır.
Ama niyetin tek başına yetmediği de açıktır
çünkü eylemsiz niyet sadece düşüncedir.
Bu yüzden “salih amel”, niyet + bilinç + eylem üçlüsüdür.

Felsefi olarak bu, varlıkla değer arasındaki bağdır:
Eyleminin içsel motivasyonu ile dışsal etkisi uyum içindeyse,
işte o zaman “iyi amel” olur.

5. Allah’a göre “iyi insan” kimdir?

Kutsal metinlerin özüne bakarsak,
Tanrı’nın gözünde iyi insan şudur:

  1. Adaletli olan – kendine, başkasına ve doğaya karşı haksızlık yapmayan.
  2. Merhametli olan – acı çeken birini gördüğünde gözünü kapatmayan.
  3. Sözünde duran – güvenilirlik, dürüstlük ve istikrar gösteren.
  4. Kibirden arınmış olan – kendini değil, hakikati merkeze alan.
  5. İyiliği yaymaya çalışan – sadece “ben iyi olayım” diyen değil, “başkası da iyi olsun” diyen.

Yani Allah’a göre “iyi insan”,
vicdanını evrensel adaletle hizalayan insandır.

 6. Tüm dinlerin ortak noktasında buluşan “iyilik”

Budizm buna “karuna” (merhamet) der,
Hristiyanlık “agape” (koşulsuz sevgi),
İslam “rahmet” der.
Kelimeler değişir, özü aynı kalır:
İyi insan, sevgiyi eyleme dökebilen insandır.

 7. Son söz  “Cennete kim girer?”

Belki cennet, coğrafi bir yer değil,
vicdanla barışmış bir bilinç hâlidir.
Cennet, iyilikle uyumlu bir ruhun doğal sonucu olabilir.
Kötülük yapan bir ruh orada yanmaz belki,
ama kendi ağırlığında boğulur.
İyilik yapan ise, hafifler, yükselir,
çünkü iyilik doğanın ve Tanrı’nın yönüdür.

“Cennet, iyiliğin yankısıdır;
kim iyilikle titreşirse, orada yankısını duyar.”

İYİ OLMA ÜZERİNE BİLİNÇ HALİ

1. Cennet bir yer değil, bir seviye

Dinler cenneti genellikle dışsal bir ödül gibi anlatır
ama aslında iyiliğin frekansına yükselmiş bilincin içsel hâlidir.
İyi insan, Tanrı’nın yarattığı düzene karşı direnmeyi bırakır, onunla uyumlanır.
Bu uyum, “rahmet frekansı” denebilecek bir iç huzur yaratır.

Yani cennet, öldükten sonra girilen bir bahçe değil,
yaşarken içinde yeşeren bir hâldir.

2. Vicdan huzuru = iç cennet

Kötülük, insanın iç dengesini bozar.
Yalan söylemek, adaletsizlik, bencillik…
hepsi birer ruhsal zehirdir; insanın kendi evini içten yakar.
Ama iyi insan
doğruyu yapmaya, adil olmaya, şefkatle davranmaya çalışan
her doğru davranışta kendine biraz daha huzur inşa eder.

Bu huzur, “cennetin tohumu”dur.
Bir gün ölüm geldiğinde, sadece beden toprağa döner,
ama içindeki huzur bilinci, cennetin kendisine dönüşür.

“Kim içindeki cenneti bulamazsa, dışarıda da bulamaz.”
Mevlânâ’nın sözüdür bu.

 3. İyilik doğayla uyumun ifadesidir

İyi insanın iç cenneti, doğayla çatışmamasından doğar.
Kainat, sürekli bir denge ve akış içindedir.
Kötülük  hırs, nefret, kibir  bu dengeyi bozar.
İyilik  merhamet, adalet, paylaşım  dengeyi onarır.

Bu yüzden iyi insan, evrenin ritmine karışır.
Kalbi dünyanın ritmiyle aynı frekansta atmaya başlar.
Ve işte o zaman, dışsal koşullar ne olursa olsun,
içinde bahar bitmez.

4. Cennetin bir “bilinç hâli” olarak yorumu

Felsefede buna “ontolojik uyum” denebilir
varlığın özüyle kendi bilincinin aynı yönde titreşmesi.
Kötü insan varlığa direnendir; iyi insan, onunla birleşendir.

Kur’an’daki şu ifade bu yüzden çok anlamlıdır:

“Rabbinden razı, Rabbi de ondan razı olan nefis.” (Fecr, 28)

Bu, “cennete gir” emrinden önce gelir.
Yani razı olabilen, yani içsel direnişi biten insan,
zaten cennete çoktan girmiştir.

 5. İyi insanın cenneti paylaşılan bir huzurdur

İç cennete ulaşan insan, dış dünyaya da huzur yayar.
Onunla konuşmak, yanında bulunmak bile insana iyi gelir.
Bu insanlar, aslında “Tanrı’nın yeryüzündeki nefesi” gibidir.
Cennet onlarda başlar, dünyaya onlardan sızar.

“Cennet bir bahçe değildir,
Cennet bahçeyi içinden geçirebilen insandır.”

İYİLİK BİLİNCİNİN ANATOMİSİ

1. Niyet: Cennetin ilk tohumu

Her şey niyetle başlar.
İyilik, davranıştan önce bir yönelimdir kalbin nereye baktığıyla ilgilidir.
Niyet safsa, yol da arınır.
Çünkü evren, niyeti duyar.
İyi niyetli insanın yaptığı her şeyde bir bereket olur;
kötü niyetli insanın en parlak eyleminde bile bir ağırlık hissedilir.

“Ameller niyetlere göredir.” (Hadis)

Bu sadece dinî bir öğüt değil, kozmik bir yasadır.

Niyet → frekans,
frekans → çekim,
çekim → kaderdir.

 2. Farkındalık: Cennetin toprağı

İyilik bilinçle mümkündür.
Kör bir iyilik, bazen zarar bile verebilir.
Bu yüzden farkındalık, iç cennetin toprağıdır.
İyi insan, yaptığının nedenini bilir.
Kendini gözlemleyebilir, hatalarını fark eder, öfkesini izler,
yargılamadan anlamaya çalışır.

Farkındalık olmadan yapılan iyilik, kökü olmayan bir çiçek gibidir.
Güzel görünür ama uzun yaşamaz.

3. Merhamet: Cennetin suyu

Merhamet, sadece başkasına değil, kendine de yönelmelidir.
Kendine acımasız insan, başkasına da merhamet edemez.
Gerçek iyilik, içsel yumuşaklıktan doğar.
Bir kalp, başkasının acısını hissedebildiği anda,
Tanrı’nın rahmet alanına girmiş olur.

“Merhamet edenlere Rahman merhamet eder.”
(Hadis)

İç cennetin suyu işte bu rahmettir.
Ne kadar çok verirsen, o kadar çok kaynağından akar.

4. Adalet: Cennetin kökleri

İyilik, duygusal bir yumuşaklık değildir sadece;
aynı zamanda adaletle sertleşebilen bir bilgeliktir.
İyi insan, hakkı korumaktan da çekinmez.
Adalet olmadan yapılan iyilik, dengesiz bir sevgi yaratır.
Oysa evrenin düzeni, denge üzerine kuruludur.

“Cennetin ırmakları adaletin köklerinden doğar.”
Tasavvuf sözü

Bu yüzden iyi insan, sadece “iyi” değil,
aynı zamanda doğru olandır.

5. Şükür: Cennetin ışığı

İç cennetin aydınlığı şükürden gelir.
Şükür, var olanın farkında olmaktır.
Kusurları değil, nimetleri görmektir.
Bu farkındalık, içte sürekli bir huzur üretir.
Çünkü şükreden insan, eksik değil, tamam hisseder.

“Şükreden, cennet kokusunu dünyadayken duyar.”
Mevlânâ

Şükür, yaşamla kavga eden bilinci yumuşatır.
Böylece insan, “olan”la barışır  işte o an, iç cennet açılır.

6. Sadakat: Cennetin duvarları

İyi insan, değerlerine sadıktır.
Rüzgâr değişse de yönünü kaybetmez.
Sadakat, karakterin sağlamlığıdır.
Bu duvarlar, iç cenneti dış kaostan korur.

Sadık insan kolay sarsılmaz, çünkü inancıyla köklenmiştir.
Bu sadakat sadece insanlara değil, hakikate, vicdana,
ve kendi özüne olan bağlılıktır.

7. Sevgi: Cennetin çiçekleri

Ve son olarak: sevgi.
Cennetin en güzel kokusu, sevgiden gelir.
Ama bu aşk değil sadece  koşulsuz kabulün sevgisidir.
İnsanları değiştirmek yerine anlamak,
kendini affedebilmek, doğayı sevebilmek…

Bu sevgi, evrenle aynı ritimde titreşen bir kalpten doğar.
İşte o an insan, “yaratıcıyla bir” olmanın anlamını hisseder.
O his, iç cennetin tam merkezidir.

Sonuçta:

“Cennet bir varış değil, bir hâl;
bir ödül değil, bir bilinçtir.”

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir