KAPALIÇARŞI YAZILARI -1 ( Kapalıçarşı’nın bilinmeyenleri üzerine yazı dizisi )
Kapalıçarşı’dan geçmiş biri olarak. Kapalıçarşı’yı bir medyacı gözünden anlatmak keyifli olacak. Kapalıçarış kapalıkutu, Orhan Veli’nin şiirinde geçiyor. Ancak; mana olarak Kapalıçarşı’yı en iyi anlatan sözcük diyebilirim.
Orhan Veli Kanık’ın “Kapalı Çarşı” adlı şiiri şöyle başlıyordu;
Giyilmemiş çamaşırlar nasıl kokar bilirsin,
Sandık odalarında;
Senin de dükkânın öyle kokar işte.
Ablamı tanımazsın,
Hürriyette gelin olacaktı, yaşasaydı;
Bu teller onun telleri.
Bu duvak onun duvağı işte.
Ya bu camlardaki kadınlar?
Bu mavi mavi,
Bu yeşil yeşil fistanlı…
Geceleri de ayakta mı dururlar böyle?
Ya şu pembezar gömlek?
Onun da bir hikâyesi yok mu?
Kapalı Çarşı deyip de geçme:
Kapalı Çarşı,
Kapalı kutu.
Bu şiirde Orhan Veli, Kapalıçarşı’yı yalnızca bir mekân olarak değil, kapısı kapalı, hikâyeleri saklı bir “kutunun” metaforu olarak ele almış.
Kıyafetler, duvaklar, camlardaki kadınlar gibi imgelerle hem içinde saklı kalan hayatları hem de görünmeyen gerçekliği işaret ediyor.
Harika 🌙
Orhan Veli’nin “Kapalı Çarşı” şiiri kısa ama derin bir şiir içinde hem geçmişin kokusu, hem ölümün sessizliği, hem de insanın iç dünyasındaki “kapalı kutular” var.
Mekân Olarak Kapalıçarşı
Orhan Veli, Kapalıçarşı’yı sadece bir yer olarak değil, insan ruhunun bir yansıması olarak kullanır.
Çarşı “kapalıdır”, çünkü içinde binlerce hayat saklıdır; sesler, eşyalar, hikâyeler…
Ama dışarıdan bakan için hepsi sadece “bir dükkân”, “bir dükkan kokusu”dur.
“Giyilmemiş çamaşırlar nasıl kokar bilirsin,
Sandık odalarında;
Senin de dükkânın öyle kokar işte.”
Bu koku hem nostalji, hem ölüm, hem de bekleyiş kokusudur.
Sanki hayat, o dükkânın içinde kalmış, dışarı çıkamamıştır.
Kayıp Bir Kadının Hikâyesi
“Ablamı tanımazsın,
Hürriyette gelin olacaktı, yaşasaydı;
Bu teller onun telleri,
Bu duvak onun duvağı işte.”
Burada geçmişten gelen bir acı var.
Ölmüş bir abla, yarım kalmış bir hayat, bir “gelinlik” hayali…
Şair, Kapalıçarşı’daki eşyalara bakarken, onları birer anı objesi olarak görüyor.
O teller ve duvak, artık bir ticaret malı değil, bir kaderin kalıntısı.
Bu da Kapalıçarşı’yı daha da sembolik hale getiriyor:
Hayatın unutulmuş eşyalarla dolu bir mezarlığı.
Camlardaki Kadınlar ve Donuk Güzellik
“Ya bu camlardaki kadınlar?
Bu mavi mavi,
Bu yeşil yeşil fistanlı…
Geceleri de ayakta mı dururlar böyle?”
Burada cam mankenlerden bahseder gibi görünse de aslında “donmuş” bir güzelliğe dokunuyor.
Hareketsiz, suskun, nesneleşmiş…
Bu dizeler, kadınların toplumda “süs eşyası” gibi algılanmasını da eleştirebilir.
Ve aynı zamanda bir ölüm sessizliği vardır bu görüntüde:
Sanki canlı ama yaşamayan varlıklar gibidirler.
“Kapalı kutu” Metaforu
Son dizede her şey birleşir:
“Kapalı Çarşı deyip de geçme;
Kapalı Çarşı,
Kapalı kutu.”
Kapalı kutu: hem çarşı, hem insan, hem şehir, hem de ruh.
İçinde ne olduğunu bilemezsin.
Yaşanmışlıklar, acılar, sırlar, hepsi içeridedir.
Orhan Veli burada belki de insanın kendisinden bahseder:
İçinde neler sakladığını kimse bilmez.
Sessiz Melankoli
Şiirin tamamında bir yavaşlık ve içsel ağırlık var.
Kelimeler yumuşak, ama yükleri ağır.
Orhan Veli genelde gündelik hayatın sıradanlığından şiir çıkarırdı — ama burada sıradanlık değil, saklılık teması baskın.
Hayat, görülmeyen köşelerde yaşanıyor ve sessizce kayboluyor.
İç Dünyasının Yansıması
“Kapalı Çarşı” aslında insanın iç dünyasının bir alegorisi.
Her insan bir “kapalı kutu”dur;
içinde kayıplar, anılar, hikâyeler vardır ama kimse bilmez.
Bu yüzden Orhan Veli’nin sesi burada hem içli hem bilgecedir.
Sanki şunu fısıldar:
“Hayatın içinde nice hayatlar var, görmüyorsun.
Her şeyin bir hikâyesi var, ama herkesin gözü kapalı.”Mustafa Karadis
#Google, #Instagram, #Facebook, #Linkedln, #Pinterest, #Yahoo, #Hotmail, #Youtube, #Tiktok, #Twitter